Bir Tesla’nın enerji tüketimi zamanla büyük ölçüde aynı kalabilir; ancak onu şarj eden elektriğin üretim kaynakları değiştikçe kullanım sırasındaki emisyonları da etkilenebilir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) verileri, 2017 ile 2025 arasında ABD’de şebeke ölçekli elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payının yaklaşık yüzde 17’den yüzde 24’e yükseldiğini gösteriyor.

Karşılaştırma, Model 3 teslimatlarının başladığı Temmuz 2017’den 2025’e uzanıyor. ABD’de şebeke ölçekli üretim içindeki kömür payı yüzde 29,9’dan yüzde 16,6’ya inerken, rüzgârın payı yüzde 6,3’ten yüzde 10,4’e, büyük ölçekli güneş enerjisinin payı yüzde 1,3’ten yüzde 6,8’e çıktı. Doğal gazın payı ise yüzde 32,2’den yüzde 40,9’a yükseldi.

Yenilenebilir kaynaklara nükleer enerji de eklendiğinde, yakıt yakmayan kaynaklar ABD’nin şebeke ölçekli üretiminin 2017’de yüzde 37’sini, 2025’te ise yaklaşık yüzde 42’sini oluşturdu. Toplam şebeke ölçekli üretim de aynı dönemde yaklaşık 4,04 milyar megavat-saatten 4,43 milyar megavat-saate çıktı. Yani kaynak dağılımındaki değişim, toplam üretim artarken gerçekleşti.

Kömürden elektrik üretimi 2017’de yaklaşık 1,21 milyar megavat-saatken 2025’te 735 milyon megavat-saate geriledi; düşüş yaklaşık yüzde 39 oldu. Rüzgâr üretimi aynı dönemde yaklaşık yüzde 81 arttı. Büyük ölçekli güneş üretimi beş kattan fazla büyürken, çatı güneşi de hesaba katıldığında toplam ABD güneş üretimi yaklaşık 77 milyon megavat-saatten 393 milyonun üzerine çıktı.

Bu veriler tek başına belirli bir Tesla’nın kilometre başına emisyonunu hesaplamıyor. Elektrikli otomobillerin emisyonlarında elektriğin üretim biçiminin yanı sıra batarya üretiminin de payı var; bataryanın menzili yaşla azalabilse de otomobilin kilometre başına enerji tüketimi kaynakta yaklaşık aynı kalıyor. Kaynağın değerlendirmesine göre elektrikli otomobiller, mevcut ABD şebeke karışımında kullanım ömürleri boyunca benzinli otomobillerden daha düşük emisyon üretiyor; bu karşılaştırma Türkiye’deki elektrik üretim karışımını ölçmüyor.